Kısa bir tanım…

Moda endüstrisi basitçe, giysi üretip satma işine odaklanmış dünya çapında etkili bir sektördür.

Renklerin, farklılıkların, kişisel zevk ve seçimlerin olmadığı gri bir dünya elbette sıkıcı olurdu. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi ilk izlenimler ve toplumdaki yerimize verdiğimiz önem, giyimimizle kendimize “etiketler” vermemizi sağlıyor. Herkesin zevkleri birbirinden az veya çok farklıyken seçim yapabilmek için çeşitli kıyafetlere ihtiyacımız oluyor. Burası da bir endüstri olarak modanın devreye girip bize seçenekler sunduğu yer.

Modern çağın bir ürünü

Teknolojinin yeteri kadar gelişmediği, dikiş makinelerinin, yaygınlaşmış fabrikaların olmadığı bir dönemde moda sektöründen bahsedemeyiz. Yani moda endüstrisinin gelişmesi bize sandığımız kadar uzak olmayabilir.

Bu sektörün ilk olarak İngiltere ve Amerika’da ortaya çıktığını bilsek de, şu an tüm dünyaya hakim birkaç konseptten biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Peki, hepimizin dahil olduğu bu sektörün en üst kısmındaki ülkeler hangileri veya kişiler kimler? Hep beraber inceleyelim.

Kaynak: Unsplash @adolfofelix

Ne giyeceğimize kim karar veriyor?

Hepimizin ismini defalarca kez duyduğu, belli başlı tasarımcıları artık çizgilerinden bile ayırt edebilir olduk. Elbette “moda tasarım” alanının bu kadar gelişmesi ve çeşitlenmesinde bu tasarımcıların etkileri dönemlere göre değişiklik göstermiyor değil.

Modanın merkezi olarak kabul edilen belli başlı bölgeler var. Los Angeles, Milano, Seul, Berlin, Londra ve Tokyo bunlardan bazıları. Bu bölgelerin kendine özgü sistemleri, kültürleri ve şartlarından ortaya çıkan stiller modaya toplu bir yön veriyor. Merkezlerden çıkan tasarımların izlerini takip eden dünyadaki diğer işletmelerse bu endüstrinin çok büyük bir özelliğini ortaya çıkarıyor: globallik.

Peki bu merkezler neyin moda olacağını nasıl belirliyor? Bu sorunun cevabı basit, en çok kâra ulaşacakları seçeneğe yöneliyorlar. Ufak bir örnek, eğer bu merkezlerin elinde yeşil renk kumaştan diğerlerine göre daha fazla varsa, gelecek sene o rengi moda yapıyor ve kumaşları tüketiyorlar. Sonraki seneye de öncekiyle uyumsuz olan renk artmış oluyor, böylece trend bayrağını o sene için yeni renk sahipleniyor.

Bir tişört için 1 metre kumaş kullanılır. Bir sonraki adımda tişörtün üzerine marka logosu eklenir, dikilir veya etiketlenir. Yeni ürün kumaşın maliyetinin üzerine yapılan inanılmaz bir kâr oranıyla satılır. Bu da depoda bekleyen kumaşlardan bir servet kazanmak anlamına gelir.

Peki ya üretim?

Yukarıda bahsettiğim merkezlerde oluşturulan dizaynların üretim yerlerine baktığımızda farklı bir listeyle karşılaşıyoruz. Kararlar buralarda verilse de üretim ve işçilik Mısır, Bangladeş, Hindistan, Türkiye, Çin gibi ülkelerde yapılıyor. Yine de asıl kârı alan ülkeler marka sahibi ülkeler oluyor. Koca bir sistemdeki tüm adımların kimin yararına olduğunu her aşamada görmek mümkün.

Kaynak: Unsplash @radenprasetya

Pazarlamadan bahsedelim

Kıyafetler belirlendi, dizayn edildi, üretildi ve şimdi satışa hazır. Bizim onları satın almamız için neler yapacaklar?

İşte bu aşamada klasik ve alıştığımız reklamlardansa çok daha akıllıca yöntemlerden söz etmek mümkün. Çoğunluğun takip ettiği ünlülere kendi ürünlerini giydiren markaların kârının ne kadar büyük olduğundan bahsetmeye gerek bile yok. O ünlülerin tarzını benimsemek isteyen, beğenen, onlardan ilham alan herkes üzerinde bu tür reklamların büyük etkisi oluyor.

Bir diğer büyük reklam ise elbette runwayler. Belirli bir kitleye açık şekilde gerçekleştirilen bu şovlar yapıldıktan günler sonra bile kendinden bahsettirebiliyor. Bir de ünlü modeller bu şovlara katıldıysa, o sezonun trendlerinin sergilendiği bu runwayler alıcılar üzerinde büyük bir etki yaratıyor.

 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

 

Başlıkta kullanılan görsel Unsplash’te @laurachouette adlı hesaba aittir.